Besinler Hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besinler Hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.5.17

Çağla Badem/Kayısı Badem

Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Develer tellal iken, pireler berber iken
Ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken
Uzak diyarların birinde bir blogger varmış.
Çok sevdiği blogundan  hiç istemese de bir süreliğine uzaklaşmış.
Çokta uzaklara gidememiş aslında ama yeteri kadar da gelememiş.
Bir gidip bir geldikçe bakmış ki zaman da akıp geçmiş.
Bir gün karar vermiş gidip yeniden yeşertecekmiş o blogu fakat gücü yetmemiş.
Sonra gücünü toplamak için uğraşmış, uğraşmış, uğraşmış...
Nasıl olduysa beklediği an gelmiş ve bir de bakmış ki onca ayın özlemiyle satırlarca yazıvermiş. :)
Nasılsınız millet?
Yokluğumda neler oldu buralarda bakalım?
Ben iyiyim.
Daha da iyi olmaya niyetliyim.
Bakınız elimde ne var? :)


Kayısı çağlası, kayısı badem de olur, badem kayısı da, çağla badem de...
Ne derseniz deyin ben kısaca çağla diyeceğim :)
Bu güzel meyve o kadar kısa süre kalıyor ki tezgahlarda ve ağaçlarda e haliyle insan doyamadan mevsimi geçmiş oluyor.
O yüzden henüz mevsimi geçmemişken bende hemen azıcık anlatayım istiyorum.
Öncelikle 12 adet çağlayı 1 porsiyon meyve olarak tüketebiliyorsunuz. Kesin bilgi yayalım :)
Düşük glisemik indekse sahip olmakla birlikte lif oranı da yüksek, çağlanın.
Aynı zamanda diğer meyvelere oranla protein içeriği de bir miktar fazla (e badem yani neticede).
A, C ve E vitaminlerini bünyesinde barındırdığı için de antioksidan özellikli cilt dostu bir meyve olur kendileri efendim.
Şimdi size küçük bir uyarı, eğer hala çağlayı tuzlu olarak tüketenlerdenseniz, o çağlayı elinizden yavaşça tabağa bırakın. Tuzu götürüp, gözden de gönülden de uzak bir noktaya bırakın ve sonra kaldığınız yerden çağlanızı yemeye devam edin :) Çünkü Türk toplumu olarak zaten önerilenden fazla miktarda tuz tüketimimizin olduğu aşikar, bir de bunu taçlandırmaya gerek yok. Hele çağlayı buna alet etmeye hiç gerek yok.
Şaka bir yana çağlayı tuzsuz, çileği şekersiz tüketmeye alıştığınızda gerçekten de damak tadınızın bu yönde değişeceğini ve bir süre sonra tuzla/şekerle meyve yemenin çokta gerekli olmadığını göreceksiniz. Kendinize inanamayacaksınız.
Şimdi de küçük bir tarif geliyor...

Dietos'un Çağla Mezesi
300 gram çağla
3-4 dal yeşil soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı dolusu sumak
2-3 yemek kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı nar ekşisi

Çağlayı robottan geçirdikten sonra yeşil soğanları ince ince üzerine doğruyorsunuz ve diğer malzemeleri ekleyip güzelce karıştırıyorsunuz. Oldu da bitti :)
Tamamı 350 kkal civarında olduğu için bu mezeyi bir sevdiğinizle paylaşıyorsunuz.
Unutmayın hayat sevince, bir de paylaşınca güzel :)
Hepinizi seviyorum.
Bu sefer arayı fazla açmadan görüşmek üzere, hoşçakalın ;)
Sevgiler ve saygılar bizden efendim...

31.10.16

Çocukluğumun Meyvesi: Amme (Trabzon Hurması)

Efendim yine yeniden merhabalar
Nasılsınız görüşmeyeli?
Ben iyiyim.
İyi olmak için çaba sarf ediyorum en azından ve başarıyorum da galiba
İyi olmak önemli
İyi kalmak önemli
Olumsuzluklara kulak asmamak, birinci kural bunun için
İkincisiyse size iyi gelen şeyleri bulup çıkarıp karşınıza oturtmak :)
Bazen de ufak yardımlar öyle işe yarıyor ki
Misal bana cümleleri iyi gelen insanlar var, hem de bazılarıyla hiç tanışmamış
olmamıza rağmen :)
O yüzden ben buna sonuna kadar inanıyorum, çağırdığımız şeyin gelip bizi bulacağına yani
Her neyse aman ne çok konuştum yahu
Birinizde ''ee gir hadi konuya demiyorsunuz''
Dediniz mi yoksa? :))
Neyse ben başlıyorum o halde
Bu yazının konusu benim için çok kıymetli.
İlk kez anneannemin evinde tanıştığım ve çocukluğumun en güzel meyvesi olur kendisi
(Hala da ağacını görünce dadanırım o ayrı mevzu tabi:) )
Amme, bilir misiniz ammeyi?



Bilmezseniz hiiiiçç şaşırmam çünkü bizde amme dense de başka yerde diyenini
 pek duymadım.
Anne tarafımın göçmen olmasıyla alakası var mı bu işin bilemiyorum, şuan aklıma geldi zaten bu da
Bir kaç göçmen arkadaşım daha var onlara sorayım en iyisi ben bunu :)
 Aranızda varsa bu konuda fikri olan yorum olarak beklerim :)
Şu halde ben Trabzon Hurması diyeyim siz Cennet Elması, ben Cennet Hurması diyeyim siz Japon Elması anlayın, hepsi aynı kapıya çıkıyor neticede :)
Gaziantep'te mesela sadece hurma denilir, ilk duyduğumda baya şaşırmıştım, hurma denince benim aklıma gelen Medine Hurması oluyor çünkü, o turuncu, leziz mi leziz meyve, benim için amme :))



Japon Elması denmesinin sebebinin aslında bu meyvenin anavatanının Çin ve Japonya olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ülkemizde ise kıyı şehirlerinde Antalya, Hatay, Mersin ve tabi ki Karadeniz'de üretimi yapılmaktadır.
Trabzon hurmasının meyve yaprakları Uzakdoğu ülkelerinde tıbbi ilaç ve bitkisel çay olarak tüketilmekteymiş. Ünlü Japon yemeği 'Sushi' nin bazı çeşitlerinin hazırlanmasında ve tanence zengin çeşitlerin ham meyvelerinden elde edilen özün, boya ve ilaç sanayiinde değişik amaçlarla kullanıldığı da bir gerçek. Örneğin Japonya' da keresteler 'kaki-shibu' adı verilen ham trabzon hurması meyvelerinden üretilen boya ile kaplanmakta ve daha uzun ömürlü olmaları sağlanmaktaymış.
İsrail'de Hebrew Üniversitesi'nin araştırmalarına göre Trabzon Hurmasının yüksek tansiyonu düşürme ve kan yağları üzerinde olumlu etkisinin olduğuna dair bilgilerde bulunmakta.
Bununla birlikte güçlü bir antioksidan ve antibakteriyel etkilere de sahip.

Şimdi ben leziz bir besin dedim ancak aslında ammenin sevmeyeni de çok fazla.
Çünkü içerisinde çayda da bulunan tanen var ve miktarı oldukça yüksek, olgunlaşmamış bir amme yiyorsanız ağızda burukluk hissine sebep oluyor ve ilk kez deneyenler bunu ''değişik'' olarak tanımlayabiliyor :) Ancak meyve olgunlaştıktan sonra tanen kayboluyor ve tamamen yumuş yumuş, tatlıdan farksız bir besine dönüşüyor :)
Hatta iki türü vardır ammenin, bir çikolatalısı bir de sadesi :)
Çikolatalı da neyin nesi demeyin kimisinin içi kahverengili olur ve daha tatlıdır, onlara çikolatalı deniirr ;))



Hani bir söz vardır ya, güzel olan ne varsa zararlı diye işte Trabzon hurması içinde bu cümleyi şöyle söyleyebiliriz, güzel olan ne varsa kalorili :)
1 porsiyon meyveye eşdeğer gramaj miktarı ne yazık ki 50 gram.
Asıl kötü haber şu ki bizim gözümüze küçük görünen avcumuzu ancak dolduran bir ammenin gramajı ortalama 150 gram, yani 3 porsiyon meyveye eşdeğer.
Ve şeker oranı yüksek bir meyve olduğu için diyabet hastalarında dikkatli tüketilmesi gereken bir meyve. Diyabette diğer meyveler içinde geçerli olduğu gibi ammenin de olgunlaşmamış olanları tercih edilmeli ve 1 porsiyonunun 1/3 orta boy amme olduğu unutulmamalıdır.
Bir uyarım da böbrek hastalığı olanlar için, 100 gram Trabzon Hurması 310 mg potasyum içerdiği için eğer potasyumdan kısıtlı bir beslenme planı uyguluyorsanız, bu sizinde dikkatli tüketmeniz gereken bir besin.
Bununla birlikte beslenmenizde amme bulundurmak için iyi bir sebebiniz de var tabi ki, 100 gram amme 66 mg C vitamini içerir. 19 yaştan itibaren sağlıklı bir bireyin günlük C vitamini ihtiyacının  90 mg olduğunu düşünürsek 50 gram amme ile bu ihtiyacın 1/3'ünü karşılamak mümkün.
Ayrıca Trabzon Hurması iyi bir lif kaynağı olmasının yanı sıra kabuğundaki pigmentler sayesinde tümör önleyici etkilere de sahip.

(Not olarak şunu düşmek istiyorum, ''Ben Vikipedi'den baktım ama 100 gram Trabzon Hurması, 70 kalori ve 161 mg potasyum içerir, yazıyor'' demeyin. Çünkü Vikipedi güvenilir bir kaynak değildir. Doğru bilgiler olduğu kadar yanlış bilgilere de sıklıkla rastlıyoruz, özellikle besinlerin enerji değerleri ve içerikleriyle ilgili. Benim size yukarıda verdiğim değerler Mayıs 2016'da revize edilmiş değerlerdir.)

Trabzon Hurmasını sadece bu aylarda değil her vakitte tüketmek istiyorum diyorsanız bunu meyveyi kurutarak veya derin dondurucuda saklayarak yapabilirsiniz.

Bonus: Kaşıkla ezdiğiniz veya blenderdan geçirdiğiniz Trabzon Hurmasına 1 çay kaşığı kakao ve 2 tam ceviz içi ekleyerek hoş bir tatlı elde etmeniz mümkün. :)



Turuncunun enerjisi üzerinizde olsun, Kasım ayınız hayırlara vesile olsun efendim :)
Öperim, yazılarımı okuyan gözlerinizden :)
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

25.10.16

Mersin Bitkisi

Herkese merhabalar,
''Evlerinin Önü Mersin'' türküsünde geçen evi buldum bu hafta sonu ve hemen fotoğraf çekindim mersin yazıma görsel olsun diye :)
''Evlerinin Önü Mersin'' bir zeybek türküsü olduğundan dolayı, bende zeybek aşığı bir insan olduğumdan dolayı -Ege'de doğacakmışım ben yanlış olmuş orası kesin :)- benim için en sevdiğim türküler sıralamasında ilk üçte yer alıyor.
Şuraya da hemencecik bir video linki bırakıyorum ki o arka fonda çalarken sizlerde yazıyı okuyabilesiniz ;)

Not: Tolga Çandar'dan dinlemeyi de çok seviyorum bu parçayı ancak ilk tercihim Özdemir Erdoğan oluyor ;)

Mersin Bitkisi




Mersin; kışın yaprağını dökmeyen, ağaç veya ağaçcık formunda 5 metreye kadar uzayabilen, daha çok Akdeniz iklimine sahip Ege, Marmara ve Akdeniz bölgesinin sahil kesimlerinde doğal olarak maki formunda yetişen tıbbi ve aromatik bir bitkidir.  
Benim için ise çocukluğumda iğdeyle karıştırdığım ama buna rağmen ilk mersin yediğim günü ve anı unutamadığım çok hoş kokulu yaprakları olan bir meyve, mersin.
Latincesi Myrtus communis L. olan mersinin beyaz renkli olanına ''murt'', yabanilerine ise “çakal” da denilmekteymiş.
Mersin bitkisinin meyveleri küçüktür. Ancak bunların arasında, nispeten iri meyvelere sahip olan siyah meyveli tipler de vardır. Özellikle son yıllarda yüksek antioksidan kapasiteleri nedeniyle diğer siyah renkli meyvelerde olduğu gibi siyah mersine, kırmızı mersine ve yaban mersini adıyla bilinen maviyemişe (blueberry) ilgi hayli fazladır.



Siyah mersinin taze meyvelerine, Antalya'da semt pazarlarında Aralık-Şubat döneminde sıklıkla rastlanmak mümkün. Ancak taze meyvesinin raf ömrü uzun olmadığı için reçel, marmelat yapımı gibi yöntemlerle veya kurutma yöntemiyle daha uzun süre kullanılması sağlanmaktadır.
Ayrıca mersin bitkisi üzerine çalışmalar yapan bazı araştırmacılar İtalya’da
olduğu gibi siyah mersin meyvelerinden yapılacak mersin likörünün de önemli bir potansiyel
değerlendirme şekli olduğunu düşünmektedirler.

Mersin bitkisinin iri beyaz meyveli olanları daha çok taze olarak tüketilmektedir. Çünkü beyaz meyveli olanlar, hasat edildikten sonra aynı gün pazarlanmak durumundadır, aksi takdirde 
meyveler berelenmiş gibi rengi değişmeye ve kararmaya başlar. Bu da ürünün görselliğini olumsuz etkiler. Anlayacağınız, beyaz meyvelerin raf ömrü daha da kısadır o yüzden siz de bir mersin bitkisi bulduğunuzda dalından yiyiniz efenim :)


Mersin Üzerine Yapılan Çalışmalar
Mersinden elde edilen oligomeric acylphloroglucinol bileşiklerinin, kolesterol oksidasyonundan koruyucu etkiye sahip olduğu bulunmuştur (Rosa ve ark., 2008).

Ülkemizde yapılan çalışmalarda mersin yağının Salmonella (Gündüz ve ark., 2009) ve Escherichia coli (Sağdıç ve ark., 2002) patojenlerini inhibe edici etkilere sahip olduğu görülmüştür.

Mersinde bulunan myricetin maddesi sayesinde diyabetik tavşanların böbrek fonksiyonlarında bir iyileşme saptanmıştır. Benzer olarak mersin yapraklarındaki uçucu yağların normal tavşanlarda bir etkiye sahip olmamasına karşın diyabetik tavşanlarda hipoglisemik (kan şekerini düşürücü) etkiye sahip olmaktadır (Sepici ve ark., 2004). 
Ülkemizde mersin bitkisinden elde edilen uçucu yağların başlıca  bileşenlerinin, limonene, alpha-pinene, linalool ve linalyl acetate olduğu, güney sahillerimizden toplanan mersin bitkilerinde uçucu yağ veriminin daha yüksek olduğu saptanmıştır (Akgül ve Bayrak, 1989).

Mersin yapraklarından çıkarılan en önemli aktif maddeler myricetin ve myrtucommulone’dir. Bu maddeler antioksidan özellikleri nedeniyle oksidatif stresi önlemesinin yanı sıra, gram pozitif bakterilere karşı aktiftir. Ayrıca iltihap önleyici etkiye sahip olduğu ve kanser hücreleri üzerinde öldürücü etkisi olduğu konusunda bulgular saptanmıştır.
Son yıllarda, mersinin insan sağlığı üzerine olumlu etki yaptığını ispatlayan yukarıdakine benzer yayınlar sayesinde mersine olan talep artmıştır. 



Mersinin Sağlık Üzerine Etkileri

Buraya kadar okuduklarınızdan da anlayacağınız üzere beyaz mersin çok işlevsel olmamakla birlikte siyah mersin ve 
yaban mersini dediğimiz mavi yemiş antioksidan kapasitesi yönünden, C ve E vitaminleri yönünden zengindir. Antioksidan meyvelerin genel özelliği, hastalıklara karşı koruyucu etkisiyle bağışıklık sistemini desteklemesidir.
Bununla birlikte bu mersin türleri içerdikleri yüksek lif oranıyla da bağırsak dostu meyvelerdir.
Kuru yaban mersini tüketilecekse 1 porsiyon meyve ölçüsü 2-2,5 yemek kaşığıdır.
Taze yaban mersini tüketilecekse 1 porsiyon meyve ölçüsü 1 su bardağı kadardır.
''Her gün tüketin, çok sağlıklı, mucize besin'' gibi bir durum yok ortada, kaldı ki hiç bir besin tek başına mucize yaratmaz unutmayalım lütfen, beslenmenizde çeşitlilik yaratmak, alternatif sağlamak ve özellikle tazesini bulduğunuzda mevsiminde tüketmek önemli noktalar sevgili okuyucum.
Bugünlük de benden bu kadar, kendinize çok çok iyi bakın...
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

14.9.16

Karatay Ne Demiş?


Merhabalar
Bayram öncesi, bayramda yazmamı gerektirecek bir durum olacağını düşünmemiştim doğruyu söylemek gerekirse.
Ancak KARDİYOLOJİ PROFESÖRÜ (diyetisyen değil) Canan Karatay, Ahmet Hakan'a konuk olunca yine herkes kendisini konuşur oldu. Dolayısıyla bende bir bakmak istedim ne demiş Canan Hanım, böylece ''siz ne diyorsunuz Karatay böyle söyledi'' diyenlere de bir cevap niteliği taşır sanıyorum bu yazı...
Canan Karatay'ın söylemlerinin alındığı ilgili link:
http://www.hurriyet.com.tr/canan-karatay-ahmet-hakanin-elindeki-kirmiziligi-gorunce-40222772


Karatay: Her gün 20 dakika yürüyün.


Kısmen doğru. Fiziksel aktivite, en basitinden yürüyüş, sağlıklı bir hayatın olmazsa olmazıdır. Bilimsel doğru şu ki haftada en az 150 dakika en fazla ise 300 dakika egzersiz yapılmalıdır. Bunu ben değil, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) söylüyor. Haftanın 7 günü 20şer dakikadan yürüyüş yaptığınızı düşünürsek 140 dakika haftalık egzersiziniz olmuş olur. 20 değil 22 dakika yürürseniz haftada 154 dakikayı spora ayırmış olursunuz ve uygundur. Bende diyorum ki, bunu herkes bu şekilde yapmıyor, yapamıyor ne yazık ki, o yüzden haftada 5 gün 35 dakika egzersiz yapın 2 günü de dinlenmeye ayırın :)

Karatay: Bütün hastalıkların altında şeker yüksekliği yatıyor.

Kısmen doğru. Dünyanında en büyük problemi olan obezite beraberinde bir çok hastalığı da getiriyor.
Obez bireylerin beslenme alışkanlıklarına bakıldığında şeker ve yağ tüketiminin yüksek olduğu görülür. Bunun yanı sıra Tip 2 Diyabet, obezitenin çoğunlukla yanında gelir ve şeker yüksekliği sonucu diyabetli bireylerde ilerleyen dönemlerde böbrek yetmezlikleri görülebilir, diyabetik ayak ortaya çıkabilir ve ne yazık ki çok ileri aşamalarda ampütasyon yapılmak durumunda kalınabilir.

Karatay: Kırmızı et yağıyla yenir.

Çok isteniyorsa yenebilir ama kilo problemi olan, kalp-damar rahatsızlığı, kolesterolü, hipertansiyonu bulunan bireyler tüketmemelidir.
Karatay: Ekmek şekerlidir.

Doğru. Ekmek, karbonhidratın temelidir. Karbonhidratın basit olanına çoğunlukla şeker denilir ancak bu bildiğimiz çay şekeri değildir. Meyvedeki şekerle, ekmekteki şeker bir olmadığı gibi sofradaki şekerde bir değildir. Ve vücudumuzun karbonhidrata ihtiyacı vardır, ekmekten alacağımız kompleks karbonhidrata.

Karbonhidrat ve Şeker ile ilgili yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://diyettanrisidietos.blogspot.com.tr/2016/02/karbonhidrat-m-seker-mi.html

Karatay: Ekmek yemeyin, lahmacun yiyin.

Bu konuyla ilgili açıkçası Canan Karatay'ın ''Kitabımda kitabım'' diye kitabını tanıtmak adına çıktığı programlarda olduğu gibi yarın öbür gün bir lahmacuncuya ortak olduğu ortaya çıkarsa şaşırmayacağım.
Bununla ilgili şunu söyleyebilirim ki lahmacun hamuruyla ekmeğin hamuru arasında ne fark var? Neden ekmek yiyemiyoruz da lahmacun yiyoruz?? 

Karatay: Zeytin ye, hurma yeme.

Zeytin yemekle ilgili kısma katılıyorum fakat miktar önemli tabi ki. Bununla ilgili bir yazımda var hatta ancak hurma yememekle ilgili kısmını anlayamıyorum. Gerçekten.

Sayfa 32'de Zeytin ile ilgili yazımı bulabilirsiniz.
https://issuu.com/turuncusaglik/docs/agustos-eyl__l161/1

Karatay: Akşam 8'den sonra yemek yeme.

Yanlış. Herkes için bu kadar net şeyler söyleyemezsiniz. Herkesin hayatı, çalışma koşulları, uyku saati bir değil. Dolayısıyla gece vardiyasında çalışan gündüz uyuyan bir insana akşam 8'den sonra yemek yeme diyebilir misiniz? Beslenme, kişiye göre planlandığında gerçek beslenme olur.

Karatay: Doyuncaya kadar sağlıklı yemek yiyeceksiniz.

Eeee dünyanın sırrı değil ki bu! Sağlıklı yemek, tamam. Doyduğunda bırakmak, tamam. Ancak mide kapasitesi artan, azalan bir şeydir. Ve obez bir bireyin doyması daha fazla besinle gerçekleşir. Bu durumda bu kişi doyana kadar yediğinde nasıl zayıflayıp sağlığına kavuşabilir? Şimdi yanlış anlamayın aç kalarak zayıflamaktan da bahsetmiyorum ancak doyana kadar yemekle yeteri kadar yemek farklı şeylerdir.

Karatay: Kahvaltı yaparsan acıkmazsın.

Doğru. Kahvaltı gün içerisindeki besin alımınızın daha kontrollü olmasını sağlar. 

Karatay: Şeker en tatlı zehir.

Miktarlar, azizim, miktarlar çok mühim. Dünya Sağlık Örgütü günlük enerjinin
%5-10'unun basit şekere ayrılabileceğini söylüyor. Siz hiç şeker tüketmeden yaşadınız ve yaşamaya devam ediyorsanız tamam ancak zehir diye düşünüp fellik fellik şekerden kaçmanız gerekmiyor.

Karatay: Önce ekmekler bozuldu, sonra sağlığımız bozuldu.

Ekmekler bozuldu ne demek? ''Ekmeğini kazanmak'' diye bir tabir var bir kere ''Ekmeğiyle oynama'' derler birini işinden etmek isteyen birine, şimdi ekmeğe düşman mı olacağız? Bir çok fırın tam buğday, çavdar, çok tahıllı çeşit çeşit ekmekler üretirken hatta böbrek hastaları için tuzsuz ekmek çıkartırken biz niye ekmeğe düşman olmak zorundayız? E peki ekmek undan yapılıyorsa, lahmacunda aynı undan yapılmıyor mu efendim, benim mantığıma sığmıyor sizinkine sığıyor mu?

Karatay: Ekmek yerine ceviz ye.

Neden?? 

Karatay: En sağlıklı meyve, zeytin.

Neden??

Karatay: Bayramdan bayrama bir dilim baklava yiyebilirsiniz.

Bunu Gaziantep'te söylesin bakalım Canan Karatay, eğer Antepliler kabul ederse bende edeceğim :)

Karatay: Tuzdaki iyot yetmiyor.

Tuz karanlık ve kuru ortamda muhafaza edildiği takdirde ve yemeklere pişirme esnasında değil sonradan eklendiğinde iyot kaybı yaşanmaz. Üstelik sadece tuzda iyot yoktur, deniz ürünleri çok güzel iyot kaynağıdır ve bunlar da topluma düzenli sıklıkla önerdiğimiz besinlerdir. Aynı zamanda iyotu yeterli toprakta yetişen besinler ve su yeterli iyotu sağlar. 

Karatay: Rafine tuz tehlikeli, kaya tuzu kullanın.

Ben her zaman mucize olarak görülen besinlerden uzak dururum. Kaya tuzu satan biz tezgah gördüm ve bir tek ölüme çare değilmiş bu tuz meğer.
Efendim ''mucize besin yoktur'' cümlesi 4 yıllık lisans eğitimi süresince bilimsel desteklerle adeta beynimize kazınır ve bizde bunu sizlere devamlı söyleriz.
 Sağlıklı beslenmenin temeli yeterli ve dengeli beslenmekten geçer. 

Karatay: Yoğurdu, yağı evde yapın.

E yapın. Yapabiliyorsanız eğer neden yapmayasınız ki?

Karatay: Çocuklar pakete girmiş hiç bir şeyi yemesin, reklamı yapılan hiç bir şeyi yemesin.

Efendim o zaman Canan Hanımın reklamını yaptığı lahmacun, yağ ve zeytin ürünlerini de iki kere düşünmek gerek mesele reklamsa.
Ha paketse eğer mesele bir gün caddede bir afiş gördüm Canan Karatay gelecekmiş ve konuşma yapacakmış. Konuşmaya katılan herkese de bir paket içerisinde zeytinyağı, zeytin sabunu, zeytinli bir şeyler daha hediye edilecekmiş.
Valla hocam iyi sponsor bulmuşsunuz, ben zeytinyağı kullanın dediğimde ''çok pahalı alamıyorum ki'' diyen o kadar çok insan gördüm ki bir daha ki sefere önceden haberim olursa sizin konuşmalarınızın yer ve saatini bildireceğim onlara. 

Karatay: Beslenme çantasında fındık, fıstık, ev yoğurdu ve zeytin olsun.

Tamam, olsun. Ama bir çocuk her gün bunları götürür ve de yer mi zannediyorsunuz? Alternatif, çeşitlilik ve denge esastır çocuk beslenmesinde.

Sayfa 11'de beslenme çantası ile ilgili meslektaşımın yazısını bulabilirsiniz.
https://issuu.com/turuncusaglik/docs/agustos-eyl__l161/1

Karatay: Mide ameliyatıyla zayıflamak hiç doğru değil.

Zeytinyağı içerek zayıflamak peki? Morbid obeziteye kadar en doğru zayıflama şekli bir diyetisyene başvurmaktır efendim. 

Karatay: Lahmacun, Türkiye'nin en sağlıklı fast-foodudur. 

Mümkün. Ama biz zaman zaman beslenme programlarını renklendirmek içi ve başka alternatif olmadığı zaman tercih ediyoruz lahmacunu. Onun dışında fast-food önermiyoruz hastalarımıza  ve danışanlarımıza.

Karatay: Kebap en güzel şey.

Canan Hanım, karar verin lahmacun mu kebap mı?

Karatay: Sağlıklı yağ yediğiniz zaman kalp krizini önlüyor.

Sağlıklı yağ, hayvanlardaki iç yağ mı acaba hocam? Emin misiniz?

Karatay: Tatlandırıcılar şekerden daha tehlikelidir, kilo aldırır. Sıcak sıvı ile içildiğinde çok tehlikelidir. Vücudun şekere, tatlıya ihtiyacı yoktur.

Her çeşit tatlandırıcının bazı tüketim üst sınırı veya kilogram başına düşen gram/miligram ölçüsü vardır. Ve bu ölçüler aşıldığında vücutta istenmeyen rahatsızlıklar meydana gelebilir. Ancak onun dışında özellikle tatlı tattan vazgeçemeyen diyabet hastalarında şekere bir alternatif olabilir.
Bunun yanı sıra beynin enerji kaynağı glikozdur. Dolayısıyla vücudun şekere ihtiyacı vardır.


Karatay: Zayıf olmak demek sağlıklı olmak demek değildir.

İşte onu çok güzel demişsiniz Canan Hanım, katılıyorum.

Son olarak,
Bilimde ''bence'' diyemezsiniz. Kanıta dayalı bilgiler vardır, üzerinde yeteri kadar çalışılmamış bilgiler vardır, yanlış ve doğru bilgiler vardır ancak ''bence'' yoktur.
Bilimin yolundan ayrılmadan verilen bilginin amenna başımızın üstünde yeri vardır ancak size göre doğru olan bilime göre yanlışsa kusura bakmayın açık ve net yanlış yoldasınız demektir.
Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Sağlıcakla kalın...

8.9.16

Dietos'un Kurban Bayramı Önerileri

Merhabalar pek sevgili okurlarım,
Biliyorsunuz yaklaşmakta olan bir kurban bayramı var, dolayısıyla da şu geçirmekte olduğumuz günlerde ''Kurban Bayramında Et Tüketimine dikkat'' başlığıyla yazılar, videolar göreceksiniz.
Bende bir iki kelam edeceğim bununla ilgili.
Ama öncelikle azıcık dert yanayım size, inanın zayıflama programında olan veya gut hastalığı gibi et tüketimini sınırlı tutmak zorunda olanlar için bu zor bir bayram olsa da, benim için de zor geçecek yine eminim.
Çünkü ''Ee diyetisyen hanım biz nasıl zayıflayacağız'' diye soracak canım beyler, bir yandan mangal başında ekmeğin arasına etlerini koyup yerken.
Öte yandan ''Fazla da yemiyorum ki iki öğünüm var günde, bakma işte bayram ya yiyoruz şimdi'' diye peşimi bırakmayacak canım hanımlar.
Bir de ergenlik döneminde fiziki algısı farklı çalışan canım gençler var,
 ''Ben yağlarımı eritemiyorum'' diyen ama fast-food, şekerli-gazlı içecekler veya alkolden elini eteğini çekemeyen.
Ha yanlış anlaşılmasın, bana bir şey sormayın demek değil bu tabi ki, zaten bildiğimi anlatmamayı tercih eden biri olsam iki yıldır bu blog da niye yazayım öyle değil mi?
Sadece amaçsızca, sırf sormuş olmak için, zaten söylediklerimi yarısına kadar dinleyip sonrasında ''Karatay'ı dinliyorum ben zaten'' diyeceksen niçin beni yoruyorsun be insan diyesim gelmiyor değil.
Her neyse ben biliyorum ki bu blogun sadık takipçileri var, bana mailler atan, yorumlar gönderen, beni gördüğünde okuduğu yazıyı yüzüme söyleyen, yazılarımı sevdikleriyle paylaşan ve ben onlara kocaman teşekkür ediyorum.
Sizi seviyorum :)

Şimdi gelelim konumuza:

Dietos'un Kurban Bayramı Önerileri


kurban bayramı et tüketimi ile ilgili görsel sonucu

Öncelikle veteriner kontrolü olmadan veya uygun koşullarda kesilmeyen kurbanlıklardan insanlara tenya, salmonella, tüberküloz ve şarbon gibi hastalıların bulaşma riski vardır. Bu yüzden kurbanlığınızın uygun koşullarda kesildiğinden emin olmalısınız.
Yeni kesilmiş bir hayvanın etindeki sertlik hem pişirme hem de sindirimde zorluk oluşturacağı için mide rahatsızlığı çeken bireyler buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmemiş, kesilip hemen pişirilmiş etleri tüketmemelidir. Aksi takdirde hazımsızlık ve mide şikayetleri artacaktır.

Özellikle obezite, kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, diyabet gibi rahatsızlığı olan bireylerle birlikte yaşlı bireylerin dikkatli olması, porsiyon kontrolüne katı bir kuralla uymaları ve pişirme yöntemlerinden haşlama, ızgara ve fırınlamayı tercih etmeleri gerekmektedir.

Mangal yaparken; etlerin ateş ile arasında 15 cm mesafe olmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde daha yakın mesafede pişen etlerde kanserojen madde oluşma riski artacaktır.
Ve mangalın yanında bol, yağsız yeşil salata tüketmeye özen gösterilmelidir.
 Çünkü salata içeriğindeki C vitamini kanserojen madde oluşma riskini minimize etmektedir.
Aynı zamanda etlerde C vitamini bulunmadığından sebze ve salata ile etin yanında alınan C vitamini demir emilimini artıracaktır. (özellikle demir eksikliği bulunan bireyler bunu göz önünde bulundurmalıdır.)


mangalda 15 cm ile ilgili görsel sonucu

Yine benzer şekilde kalp-damar rahatsızlığı, kolesterol problemi olan bireylerin sakatatlardan uzak durmaları en doğrusu olacaktır. Tam tersi olarak ise demir eksikliği problemi olan bireylerin porsiyon kontrolüne dikkat etmek koşuluyla sakatat tüketmeleri uygundur.

Etlerin yağlı kısımları tüketilmemeli, etli yemeklere yağ ilave edilmemeli ve bir öğünde et tüketimi yapıldığında diğer öğünde sebze tüketmeye özen gösterilmelidir.
Veya her iki öğünde de tüketebiliyorsanız yemeklerinizi et+sebze şeklinde tüketmeniz uygun olacaktır.
Ve yine bol, yağsız yeşil salata tüketmeye özen gösterilmelidir.


meat and salad ile ilgili görsel sonucu

Tatlı tüketimi minimumda tutulmalı ve meşrubat, şekerli meyve suları yerine şekersiz açık çay veya bitki çayları tercih edilmelidir.

Bayramda kahvaltınızı şeker ve hamur işinden uzak tutarak, günlük su tüketiminizi ortalama 2,5 litre yaparak ve boş zaman bulduğunuzda ailenizle veya kendiniz kısa yürüyüşler yaparak bu süreci daha rahat geçirebilirsiniz.

Kurban Etlerini Saklarken

Etler tek kullanımlık olacak şekilde buzdolabı poşetlerine ayrılmalı ve buzlukta saklanmalıdır.
+4 derecede buzdolabında 2-3 gün kadar saklanması uygun olan etler, derin dondurucu da -18 derecede optimal düzeyde 3-4 ay saklanabilir.

Etler potansiyel olarak riskli besinler olduğu için uygun koşullarda saklanmalı ve dondurulan etler çözdürüldükten sonra tekrar dondurulmamalıdır. Etlerin derin dondurucudan çıkarıldıktan sonra buzdolabında çözdürülmesi de uygun olacaktır.


when can babies eat meat ile ilgili görsel sonucu


Son olarak ise benim tabirimle minik insanlar, sizlerin tabiriyle bebekler için bir kaç öneride bulunacağım :)
Tamamlayıcı beslenmede 7. aydan itibaren kıyma, tavuk, balık bebek beslenmesinde kullandığımız hayvansal proteinlerdir.
9. aydan itibaren ise böbrek, dalak, ciğer gibi sakatatlara bebek beslenmesinde yer verilir.
Ancak tekrar söylüyorum dinlendirilmemiş etler sindirim güçlüğü yaratır. Dolayısıyla anneannesi, babaannesi, dedesi, büyük teyzeniz, büyük halanız kim olursa olsun bebeğinizin beslenmesinden anne ve baba olarak siz ebeveynler sorumlusunuz.
Bu yüzden yeterli süre dinlendirilmiş (buzdolabında bir kaç gün) ve uygun şekilde pişirilmiş olan etleri bebek ve çocuklarınıza yediriniz.


kurban bayramı karikatür selçuk erdem ile ilgili görsel sonucu

Sağlıklı, kazasız-belasız, uğurlu, umutlu ve tabi ki dengeli bir bayram geçirmeniz dileklerimle kurban bayramınızı şimdiden kutlar, güzel kalplerinizden öperim.
Sevgiyle kalın...

Online danışmanlık hizmeti ve daha fazlası için: www.izanisik.com

12.8.16

Mürdüm Eriği

Yine yeniden merhabalar,
Mürdüm rengini sevenler el kaldırsın sevgili okurlarım,
-ben, ben, ben :)-
Ben çok seviyor ve asil buluyorum bu rengi.
Dolayısıyla bugünün konusu olan mürdüm eriğini de seviyorum ;)
Mürdüm eriği, yeşil erik severlerin biraz daha uzak durduğu bir meyve olsa da kıyaslama yapmadan kendi içinde değerlendirip bir şans vermek gerektiğini düşünüyorum ayrıca.
Çünkü bu erik içeriğindeki C vitamini sayesinde antioksidan özellik göstererek bağışıklık sistemini destekliyor ve bağırsak problemleri için de olumlu etki gösteriyor.



100 gram mürdüm eriği (1 avuç içi büyüklüğünde)
46 kkal enerji
1,4 gram lif
9,5 mg C Vitamini
içermektedir.



Yetişkin ve sağlıklı bir bireyin günlük 90 mg C vitamini alması gerekir. 1 porsiyon mürdüm eriği (100 gram) bu gereksinimin yaklaşık %9'unu karşılamaktadır.

Yetişkin ve sağlıklı bir bireyin bir gün içerisinde ortalama 25 gram lif alması da gerekir ve 1 adet mürdüm eriği bu gereksinimin sadece %5,6'sını karşılar.
İşte bu yüzden lifli beslenmek çok önemli sevgili okurlar, çünkü vücudumuza gereken lifi sağlamadığımız zaman konstipasyon (kabızlık) başta olmak üzere çeşitli bağırsak hastalıklarına davetiye çıkarıyoruz ne yazık ki.



Konstipasyon(kabızlık) şikayetiniz varsa uyumadan 2 saat önce yapacağınız gece ara öğününüzde aşağıda yazan tarifi uygulayabilirsiniz.

2 kaşık yoğurt
1 porsiyon mürdüm eriği (kabuklu ve küp küp doğranmış)
1 kaşık yulaf kepeği

Bu karışımı tükettikten sonra üzerine 1 büyük bardak su içiniz.
Ve gün içerisinde 2,5 litre su içmeye özen gösteriniz.
Sevgiler...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

10.8.16

Melisa Otu/Oğul Otu

Merhaba sevgili okuyucularım,
Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir yayla ziyareti sonunda dalından meyve yeme yöntemlerini Instagram hesabımdan takipçilerim ile paylaşmıştım, merak edenler için link bırakacağım yazının sonuna ;)
Bahçe gördüm mü dayanamaz girerim illa ki.
Araştıracak, öğrenecek, yazacak bir şeyler mutlaka çıkıyor çünkü.
Bu kez de kenarda yetişmiş bir ot gördüm, naneye benzettim tadına baktım nane değil, ne ki bu diye sorunca melisa dediler. Poşet çaylar dışında ilk kez melisa görüyordum.
Küçüklüğümde çok severdim ''Melisa'' ismini.
Neden bilmiyorum, oysa ki hiç o isimde bir tanıdığım dahi yoktu.
Birde isim-şehir oynarken ''O'' harfi gelince bitkiye her zaman oğul otu yazardım.
Şimdi öğreniyorum ki meğer o oğul otu melisa otunun diğer adıymış.
Öğrenmenin yaşı yok tabi, e hadi o zaman biraz daha yakından tanıyalım şu melisayı...




Melisa, nanegillerden bir bitki ve ekilmemiş alanlarda özellikle Akdeniz'de yetişiyor.
Limon kokulu, tıbbi ve aromatik bir bitki olan Melisa hakkında 2000 yıl öncesinde dahi yazılı kaynaklar bulunmaktaymış.
Günümüzdeki çalışmalar sonucunda da stres yatıştırıcı, spazmolitik (spazm gideren), antibakteriyel etkilerinin yanı sıra sinir hastalıkları, gastrointestinal (mide-bağırsak) sorunlar ve uyku sorunları üzerine olumlu etkilerinin olduğu raporlanmıştır.

Melisa çayının en bilinen etkisi sakinleştirici özellik göstermesi. Bu yüzden kolay sinirlenen bir bireyseniz ya da gergin bir ortamda çalışıyor veya yaşıyorsanız günde 1 fincan melisa içmek sizin için fayda sağlayabilir.
Ek olarak melisa çayı adet düzensizlikleri ve adet sancılarının giderilmesine de yardımcı olmakta.
Yorgunluğu azaltıyor, baş ağrılarının giderilmesine ve vücudun rahatlamasına destek oluyor.




Melisa Çayı Nasıl Demlenmeli?


1 çay fincanı kaynar suyun içerisine 1 tatlı kaşığı melisa ekledikten sonra 3 dakika dinlendirip
içebilirsiniz.




Melisa'nın Tıptaki Yeri

Yaralara, eziklere, romatizma ağrılarına, arı ve böcek sokmalarına melisanın taze yapraklarından yapılmış olan lapanın iyi geldiği bildirilmiştir.

Melisa otu üzerine 2011 yılında yapılmış bir çalışma sonucu şunu söylemektedir:
Gerek antioksidan aktivitesi gerekse de asetilkolin esteraz inhibisyon etkisi nedenleri ile
 M. officinalis’in (melisa otunun) başta Alzheimer hastalığı kaynaklı olmak üzere bunamaya yönelik fitoterapi uygulamalarında kullanılmak üzere elde edilecek ekstrakt ve esansiyel yağ için uygun bir bitkisel kaynak olduğuna yönelik veriler bulunmuştur. Aynı zamanda FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından Alzheimer hastalığının yönetimi konusunda onay verilen ilaçlar arasında iki adet tıbbi ve aromatik bitkisel ürün de bulunmakta olup, bunlar M. officinalis (Melisa otu) ve Salvia officinalis (Adaçayı) ’dir.

Çalışma hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler için:
 http://teknolojikarastirmalar.com/pdf/tr/02_2011_6_1_99_611.pdf

Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ediyorum, sizlere güzel ve sakin günler diliyorum.
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com
Instagram: https://www.instagram.com/izan.isik/

8.8.16

Zerdeçal / Curcumin

Merhabalar 
Sıcaklarla aranız hiç iyi değil biliyorum sevgili okuyucularım ama bu günlerde geçecek sabredin :)
Ve geçtiğinde ben yine bir yıl boyunca bu ayı bekleyeceğim...
Her ne kadar sıcak havadan şikayetçi olsam da sonuçta sevgi anlaşmak değilmiş ve nedensiz de sevilirmiş, en iyi Ağustos öğretti bunu bana :)
Bugünde sıcak renkli bir konumuz var aslında, Zerdeçal.
Neymiş, ne işe yararmış, nereden geliyormuş hadi bir öğrenelim isterseniz, buyurun...



Çin ve Hindistan'da yaygın olarak yetiştirilen ve kullanılan, zencefil ailesinin bir üyesi olan yumrulu bir bitki zerdeçal.
Hint tıbbında tonik ve kan temizleyicisi olarak kullanılmış ve deri hastalıklarındaki olumlu etkisinden dolayı krem ve banyo sabunu yapımında da yer edinmiştir.
Kesik, yara ve yanık tedavisinde de anti-inflamatuvar (inflamasyon önleyici) ve anti-mikrobiyal etkisinden dolayı kullanılmıştır.



Zerdeçal ve Kanser 

Zerdeçal tozunun en aktif bileşeni içerisinde bulunan curcumindir.
Curcuminin bazı tip kanser hücrelerinin ölüm hızını artırdığı ve bazı tümörlerin bölünmesini durduğu bilinmektedir.
Özellikle kolon kanseri ve Crohn hastalığı gibi bağırsak hastalıklarında yüksek konsantrasyona ulaşması sebebiyle daha etkili olacağı bildirilmiştir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar curcuminin kanser hastalarının tedavi sürecinde olumlu etkisinin yanı sıra tedavi sırasında oluşabilecek normal doku hasarını önlemede etkili olduğunu göstermektedir.

Zerdeçal ve Alzheimer
Kök Hücreleri Araştırma ve Terapisi adlı dergide yayımlanan araştırmaya göre, hint safranı ya da zerdeçal olarak bilinen baharatın içinde bulunan bir alaşım, beynin tedavi ve iyileşme sürecinin bir parçası olduğu düşünülen sinir hücrelerinin büyümesini sağlıyor.
Alman araştırmacılar fareler üzerinde yapılan deneyler sonucunda elde ettikleri bulgulara dayanarak, ileride felç ve Alzheimer hastaları için ilaç üretilebileceğini söylüyor.Fakat araştırmacılar, uygulamanın insanlar üzerinde yapılabilmesi için daha fazla deneye ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

İngiltere Alzheimer Araştırma Vakfı'ndan Dr. Laura Phipps, "Bu araştırma sonuçlarının insanlara da uygulanıp uygulanmayacağı veya bu yolla yeni beyin hücrelerinin üretilmesinin Alzheimer hastalarına fayda sağlayıp sağlamayacağı henüz netleşmedi" diyor.


Bununla birlikte Tayvan'da yapılan bir araştırma çalışması, kahvaltıda 1 gram zerdeçal tüketiminin diyabetin ilk evresinde  ve bilişsel becerilerinde azalma bulunan kişilerin hafızasını güçlendirdiğini gösterdi. Çalışma 60 yaş üzeri kadın ve erkekler üzerinde uygulanarak zerdeçalın hafıza üzerindeki etkilerine bakıldı. Kahvaltıdan önce ve sonra hafıza testine tabi tutulan katılımcılar arasında kahvaltıda 1 gram zerdeçal tüketenlerin hafızalarında güçlenme görüldüğü sonucuna ulaşıldı.

Tabi ki sınırlı sayıdaki çalışmalar bize kesin sonuçlar vermez ancak hafıza ve zerdeçal arasında bir ilişki olduğunun ve ilerleyen zamanlarda bu alandaki çalışmaların sayısı arttıkça belkide Alzheimer'da yeni ve uygulanabilir tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayacağını umut edebiliriz diye düşünüyorum sevgili okurlar.

Ve şu da bir gerçek ki Hindistan'da her gün 1 çay kaşığı zerdeçal tüketilmektedir. Ve Hintlilerde akciğer, meme, böbrek kanserleri görülme sıklığı daha azdır. 
Tek etkenin zerdeçal tüketimi olduğunu söyleyemeyiz elbette ancak insanı yine de düşündürüyor, öyle değil mi?



Zerdeçal Kullanımı

Zerdeçal kullanırken dikkat etmeniz gereken bir nokta var ki o da şu, zerdeçal yağda çözünür. Ancak bu sayede içerisindeki faydalı bileşenler vücudumuz tarafından alınabilir.
Zerdeçalı yemeklerinizde kullanırken buna dikkat etmeniz ilk kural. 
İkincisi ise zerdeçalın karabiberle birlikte kullanımı biyoyararlılığı artırır, bu yüzden zerdeçalınızın yanında bir karabiberlik bulundursanız iyi olur. 


Not: Genellikle tavuk yemeklerinde, makarna, pilav, çorbada kullanılan zerdeçalı sarı kekler, kurabiyeler yapmak içinde kullanabilirsiniz.

Bugünlük de benden bu kadar :)
Sevgiyle kalın, kendinize çok iyi bakın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

3.8.16

Susam ve Tahin

Merhaba sevgili okurlar
Bugün susam ve tahin hakkında biraz konuşalım istiyorum.
Tahin, bildiğiniz üzere susamın çeşitli aşamalardan geçmesiyle elde ediliyor.

Bu yüzden öncelikle susamı daha sonrada tahini irdeleyeceğiz bu yazıda.
Susam insanoğlunun bildiği en eski tohumlardan bir tanesi aslında.
Antik Mısır'da, Çin'de, Hindistan'da ve hatta Asya mitolojisinde kendine yer edinmiş olan susam taneleri, anavatanı Afrika olan bir bitkinin kapsül meyveleri içindeki tohumlardır aslında.
Ülkemizde de sıcak bölgelerde tarımı yapılmaktadır bu bitkinin.
Susam deyince benim aklıma gelen üç şey ise şunlar; yağ, kalsiyum ve çıtır çıtır bir lezzet :)


Susam taneleri ve yağı Hindistan ve Çin'de binlerce yıl yaraları kapatmak, hücreleri yenilemek için kullanıldığı biliniyor. Bunun yanı sıra Antik Roma'da ve Eski Mısır'da ekmek yapımında da kullanılmıştır.
Bizler günümüzde daha çok kek, börek, poğaça gibi hamur işlerini tatlandırmak için kullanıyoruz ancak besin içeriği hakkında ne kadar bilgimiz var?
İşte bugün o da olacak :)

1 silme yemek kaşığı susam (10 gram)
4,5 gram yağ, 1,6 gram protein, 2 gram karbonhidrat ve 1 gram lif içerir. Enerji değeri ise 52 kkal'dir.
Bunların yanı sıra 88 mg kalsiyum içermektedir. Yetişkin ve sağlıklı bir bireyin günlük kalsiyum gereksinimi 1000 mg'dır ve 1 silme yemek kaşığı susam bu gereksinimin yaklaşık %9'unu karşılar böylelikle.

Dietos Öneriyor:  Kilo problemi olmayan ve kalsiyum gereksinimi normalden fazla olan bireyler susamı salatalarında, yemeklerinde tercih edebilirler.

Tahine gelecek olursak, uzun saatler süren çeşitli işlemler sonrasında susamdan elde edilen tahin eskiden bu yana daha çok tahin-pekmez olarak kullanılır bildiğiniz üzere. Kışın özellikle üşümemek için kullanılan bu ikili özellikle kilo almak isteyen bireylerin beslenme programlarına yazdığım lezzetli besinlerden sadece bir tanesi :) Gerisini siz düşünün neler neler yazıyorum :)


1 yemek kaşığı tahin (15 gram)
8 gram yağ, 2,5 gram protein, 3,2 gram karbonhidrat ve 1,4 gram lif içerir. Enerji değeri 89 kkal'ye denk gelmektedir. 64 mg kalsiyum içeriğiyle de sağlıklı ve yetişkin bir bireyin kalsiyum ihtiyacının %6 sını karşılamaktadır. Tahin aynı zamanda 15 gramında 110 mg fosfor içerdiği için yetişkin ve sağlıklı bir bireyin günlük fosfor ihtiyacının %16 sını karşılamaktadır.
Bununla birlikte 1 yemek kaşığı tahin 1,3 gram demir içererek yetişkin ve sağlıklı bir bireyin günlük demir ihtiyacının %13'ünü karşılar.

Dikkat: Tahinin %55 oranda yağ içerdiği unutulmamalı ve özellikle kilo problemi yaşayan bireyler tarafından ölçülü kullanılmalıdır.

Tahin-Pekmez kullanalım mı?
Kullanalım tabi ki.

Biliyoruz ki pekmezde kalsiyumdan son derece zengin, o zaman kalsiyum-demir bağlanır ne faydası olacak?

Klasik bir demir-kalsiyum sorusu bu aslında.
Sevgili okurlar, eğer kansızlık sorununuz varsa demir miktarınızın yükselmesi için buna özel bir beslenmeye sadık kalmanız gerekir ancak biyoyararlılığı yüksek bir demir için hayvansal kaynaklı demire yönlenmeniz en doğrusu olacaktır.
Size önerdiğim tahin miktarı 1 yemek kaşığı ve içerisindeki 1,3 mg'lık demir için buradan alacağınız kalsiyumdan olmayın derim bana sorarsanız.
Çünkü zaten 1 yemek kaşığı pekmezde de 1 mg demir ancak var...





 Beslenmenize renk ve lezzet katmak için çalışın, onu işkenceye dönüştürmenizin ne kilo vermenize ne de bir takım sağlık sorunlarınızı çözmeye yararı olmayacak.
Bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum diyorsanız sizde gelin aşağıdaki linke tıklayın tanışalım ve beslenmenizi renklendirelim ;)
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

18.7.16

Zayıflama Sürecinde ''Gluten'' Etkili Midir?

Merhabalar,
Aklımdan, içimden geçen çok şey var ama yazmayacağım.
Gücüm yok.
İyisi mi konuya gireyim hemen.
Son zamanlarda bir kaç kişiden ''Nedir bu gluten olayının aslı, tüketelim mi yoksa tüketmeyelim mi '' sorusunu duyunca konuya açıklık getireyim istedim.



Gluten, buğday, arpa ve çavdarda doğal olarak bulunan bir proteindir. Bazı kişilerde bu proteine karşı hassasiyet gelişerek gluten hassasiyeti durumunu ortaya çıkarır bazılarında ise çölyak hastalığı yaşamın ilk yılı içerisinde veya ilerleyen zamanlarında belirebilir
Gluten hassasiyeti zamanla azalabilir, yok olabilir veya sürebilir ancak çölyak hastalığının yaşam boyu devam edeceğini söylemek gerekir.
Bu nedenle bu gibi durumu olanlar için gluten son derece zararlıdır, evet.
Ancak böyle bir rahatsızlığınız olmadığı halde kilo vermek adına glutensiz beslenmeye başlamanız büyük bir yanlış olacaktır.
Gluten, sağlıklı bireyler için bir zehir veya kilo kaybını engelleyici bir faktör değildir.
''E ben glutensiz beslenmeye başladım biraz da olsa kilo verdim'' diyen kişilerle karşılaşabiliriz.
Yalan söylemediğinizi biliyorum ancak bunun devam edeceğine inanmanızı da istemiyorum. Glutensiz beslenmeye başladığınızda karbonhidrat kaynaklarından yapmış olduğunuz kısıtlama ve değişiklikler kalori eksikliği olarak sonuçlandığı için başlangıçta kilo kaybı sağlayabilir. Fakat bu durum çok sürmeden duracak ve tersine dönebilecektir.
Bu yüzden diyeceğim şu ki, macera aramayın.
Gluten hassasiyeti veya çölyak hastalığı olan bir bireyin yaşamı inanın kolay değil.
Ve gluten kısıtlaması bir kilo verme yöntemi hiç değil.
O yüzden, yapmayın.Söyleyeceklerim bu kadar açık ve net.
Kendinize iyi bakın, sevgiyle kalın...

Çölyak hakkındaki yazımı okumadıysanız: http://diyettanrisidietos.blogspot.com.tr/2014/08/colyak-glutensiz-yasam.html

Daha fazlası için: www.izanisik.com

27.4.16

Maş Fasulyesi: Antep Maş'ı

Herkese merhabalar,
Sizlere bu satırları son dört yıldır yaşadığım şehir olan Gaziantep'ten yazıyorum ;)
Gaziantep'e gelişim, burada geçirdiğim dört yıl ve şimdi ayrılmama sadece bir ay kalmış olması hiçte bu yazının konuları değil ancak konuyla bağdaştıracağım, inanın :)
Gaziantep deyince akla ilk gelecek olan şeyler ;
baklava, kebap, antep fıstığı ve yuvarlama, ekşili ufak köfte, kuru dolma gibi envai çeşit yemek isimleri olsa da bugünün konusu bunlardan apayrı.
Gaziantep mutfağında çok kullanılan besinlerden biriside baklagillerdir.
Bende bugün size o baklagillerden bir tanesi olan Maş Fasulyesinden bahsedeceğim.
Maş Fasulyesiyle yakın zamanda tanıştım ve lezzetine, lif içeriğine hayran kaldım.
Bir yerlerden kulağımda kalan bilgilerim Güneydoğu ve Akdeniz Bölgelerinde yetiştiğini söylese de Maş Fasulyesi denilince ''akla Antep gelir'' cümlesini görmeyi beklemiyordum açıkçası.
Her neyse bilmemek değil öğrenmemek ayıpmış, o sebeple önce öğrendim sonra da sizlerin öğrenmesine vesile olmak istedim :)



İngilizcesi ''mung bean'' olan Maş Fasulyesine ''cin fasulyesi'' de denilmekte ve dünyaya bakıldığında asıl yetiştiricisi olan ülkelerin Çin ve Hindistan olduğu görülmekte sevgili okur.

Hem protein içeriği hem de lif içeriği son derece yüksek!


100 gram haşlanmış Maş Fasulyesi

105 kkal enerji
7,02 gram protein
19,15 gram karbonhidrat
7,6 gram posa (lif) içeriyor.

Maş Fasulyesinin yukarıdaki veriler doğrultusunda içerdiği lif ile bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olmaması neredeyse imkansız diyebiliriz :)
Lifli besinlerin temel özelliklerinden dolayı Maş Fasulyesi de kan kolesterolünü düşürmeye ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olur.
Lifli besinleri kilo kaybı sağlamak adına sıklıkla öneririz ve kullanırız bu yüzden kilo şikayetiniz varsa mutfağınızda bulundurmanız faydalı olabilir ;)
Aynı zamanda Magnezyum içeriği yüksek olan Maş Fasulyesi sinir sistemi ve kas sisteminiz için faydalı bir besindir diyebiliriz.




Nasıl tüketeceğiz sorusuna gelince,
Kullanacağınız kadar Maş Fasulyesini 30 dakika -1 saat aralığında sıcak suda bekletiniz.
Daha sonra haşlamak için tencereye koyup üzerine su ekleyiniz.
Kaynadıktan sonra suyunu süzerek yeniden su ekleyiniz. (siyah suyunun akmasını sağlamış oluyoruz)

Yani toplamda 2 defa haşlama işlemi uygulamanız gerekli.
Çok fazla dağılmadan ancak diri de kalmadan ocaktan aldığın Maş Fasulyesini ister salatalarınıza koyabilirsiniz, ister çorbasını yapabilirsiniz, ister yemeğini isterseniz de sadece pilaki şeklinde meze olarak tüketebilirsiniz. Şahsen ben kısır yapıp içerisine ekliyorum çokta yakışıyor ;)
Dilerseniz aşağıda sizin için bir de Maş Piyazı tarifim var, afiyetle...




Dietos'un Maş Piyazı
Haşlanmış Maş Fasulyesi
İnce ince kıyılmış taze soğan, maydanoz ve dereotu
İnce doğranmış kırmızı kapya biber
İnce doğranmış mor lahana
Kişi başı 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Limon
Nar ekşisi
Az tuz
1 tatlı kaşığı sumak
Pul biber





Son olarak şu noktaya da değinmeden geçemeyeceğim, aslında Türk Mutfağında bulunmamasına rağmen son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz bir besin var; Kinoa :)
Kinoa ve Maş Fasulyesini kıyaslayacak olursam sevgili okur, özetle şunu söylerim;
Kinoa tüketmek isteyen, gücü yeten, tadını seven herkes tabi ki alıp, tüketebilir.
Ancak kinoayı mucize olarak görüp tüketmek zorundayım gibi bir düşünceye kapılmayınız. Çünkü
100 gram pişmiş kinoa 4,4 gram protein ve 2,8 gram lif içeriğine sahiptir. Kalori olarak Maş Fasulyesi ile arasında çok bir fark yoktur ancak fiyat olarak Maş Fasulyesinin 3 katı bir fiyata sahiptir. Yani öyle ''proteinden çoook zengiiinn, liften felaakeett zengiiin'' lik bir durum aslında söz konusu değildir.
Bu kesin bilgidir lütfen yayalım ;)
Ayrıca bu karşılaştırma tam manasıyla doğru bir karşılaştırma da değil dürüst olmak gerekirse. Çünkü zaten kinoa, baklagiller ailesinden değil, tahıl ailesinden bir besindir.

Bu kez çok sık kullandığımız bir başka baklagille Maş Fasulyesini kıyaslayacak olursak;
100 gram haşlanmış mercimek yaklaşık 116 kalori, 9 gram protein ve 8 gram lif içeriğine sahiptir. Dolayısıyla ''Maş Fasulyesini sevemedim, yiyemedim'' diyorsanız yemek zorunda da değilsiniz.

Hepinizi kucak dolusu sever, hoşça vakitler dilerim ;)

20.2.16

Karbonhidrat mı? Şeker mi?

Merhaba şeker mi şeker okuyucum :)
Biliyorum ki baldan tatlısın, o yüzden bende bugün şeker ve karbonhidrat hakkında konuşayım istiyorum :)
Son zamanlarda fark ettiğim bir şey var çünkü.
Karbonhidrat kelimesini duyunca hayalet görmüş gibi oluyor yüzler.
Ama neden?

Karbonhidrat, vücudumuza almamız gereken temel besin ögelerinden bir tanesidir.
 Ve her karbonhidrat bir değildir. Yani şeker ve karbonhidrat aslında aynı anlama gelmeyebilir.
Temelde basit karbonhidratlar ve kompleks karbonhidratlar olarak karbonhidratları ikiye ayırabiliriz.




Kompleks karbonhidrat dediğimiz, besinlerin yapısında doğal olarak bulunan karbonhidrattır.
Başta tam tahıl ürünlerinden ekmek; bulgur, pirinç, makarna, kuru baklagiller, tüm sebzeler, tüm meyveler, süt ve süt ürünlerinden kompleks karbonhidratları gün boyunca alırız.
Ve aynı zamanda tam tahıllı ekmekler, meyveler, sebzeler ve kuru baklagiller ciddi oranda lifli besinlerdir. Yani bağırsak sağlığımıza da dost besinlerdir.
Bu besinlerin glisemik indeksi genel anlamda düşük olmakla birlikte vitamin ve mineralleri de bünyelerinde barındırırlar.
(Glisemik indeks: Bir besinin kan şekerini yükseltme hızına denir.)

Basit karbonhidrat dediğimiz ise aslında rafine edilmiş şeker yani bildiğimiz çay şekeri; reçel, bal, pekmez ve şekerlemelerdir.
Basit karbonhidratların, besleyici değeri ve lif oranı olmamakla birlikte aynı zamanda glisemik indeksleri oldukça yüksektir.




Geçtiğimiz gün diyabet eğitiminde bir diyabet hastası bana şöyle bir şey söyledi mesela ''Sebzede şeker var dediler o yüzden ben sebze yemiyorum.''
 Ama biraz konuşunca anladım ki çayına 2 kaşık şeker atıyor aynı hasta.
Ve kilom var, şekerim düzensiz diye sıkıntıda.

Şimdi böyle bir durumda ben aynı burada yaptığım gibi sebzedeki, meyvedeki şekerle çay şekerinin arasındaki farkı anlatıyorum bu hastaya.
Bu durumla aynı gün içinde 3 kez karşılaşınca seçtim aslında bu konuyu.
Çünkü bilinçli tüketiciler olmamız lazım sevgili okuyucum.
Yalan yanlış, kulaktan dolma bilgilerle veya bir televizyon kanalının köşesinde yazan ''bilmem bilmem ne çok faydalı'' veya tam tersi ''çok zararlı'' gibi bilgilerin doğruluğunu teyit etmeden hemen uygulamaya geçmememiz gerekli.

O zaman ne yapmalı?
Aşırıya kaçmadan tam tahıllı ekmeğimizi, sebze yemeklerimizi ve salatamızı, meyvelerimizi yiyeceğiz.
Çünkü;

Kompleks karbonhidratlar vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar bizlere.
Kompleks karbonhidratlar tokluk hissi verir aynı zamanda.
Karbonhidratı dengeli bir şekilde tükettiğimizde daha mutlu ve daha enerjik hissederiz.
Ve en harikası motivasyonumuz yüksek olur!


Kararınca tükettiğin karbonhidrat ile hem vücudun hem ruhun doysun hemde harika günler senin olsun.
Sevgiyle kal...

11.1.16

Baharatları Ne Kadar Tanıyorsun?

Tatile girdiği için evde canı sıkılanlar,
Çok çalışmaktan bunalıp, keşke sıkılacak vaktim olsa diye sızlananlar,
Hayatında bir şeylerin eksikliğini hissedenler,
Pek tadım tuzum yok bugünlerde diyenler,
Hepinize merhaba :)
Bugünkü yazımız hayatınıza biraz tat, biraz renk ve bolca baharat katmak üzere yazıldı.
Kimimiz mutfağımızın bir çekmecesini tamamen onlara tahsis ederiz.
Kimimiz ise buzdolabında saklar, bir rafı onlara veririz.
Genellikle yemeklerimize lezzet katsın diye koyduğumuz baharatların vücudumuz üzerine etkilerini biliyor muyuz peki?
Bilmeyenleri çok kısa bekletip
Bilenler için şunu söylemek istiyorum;
Belki hiç bilmediğin bir yanını keşfedeceksin, yemeklerden sonra ağzına attığın
 o bir parça karanfilin :)
Haydi o zaman bilmeyenler önden, bilenler arkadan gelecek şekilde sırayla aşağı doğru ilerleyelim :)




Biz biliyoruz ki meyve ve sebzeler antioksidan özelliklerinden dolayı kronik hastalık ve kanser gelişimini önlemeye yardımcıdır.
Yapılan çalışmalar göstermiş ki evlerimizde kullandığımız bu rengarenk baharatlarda antioksidan etkiye sahip.

Yarım çay kaşığı karanfil, yarım fincan yaban mersininden daha fazla antioksidan özellik gösteriyor.
Antioksidan özelliğe en çok sahip olan baharatlar ise: nane, ada çayı, melisa, karanfil ve tarçın.





Kırmızı Biber: Kırmızı bibere acılık veren içerisinde bulunan capsaicin maddesidir ve bu madde metabolizmayı hızlandırarak kilo kaybına yardımcı olur. Grip ve soğuk algınlığı semptomlarını azaltmak içinde yardımcı bir baharattır. İngiltere'de yapılmış olan çalışmalar sonucunda kırmızı biberin kanser hücreleri üzerinde de olumlu etkiye sahip olduğunu söylemek mümkün. 
 Aynı zamanda kırmızı biber afrodizyak etkiye sahiptir. Kan dolaşımını hızlandırarak cinsel performansı olumlu etkiler.

Dietos Öneriyor: Özellikle hipotirodi hastaları yemeklerinde kırmızı biber kullanabilirler. Tiroit bezlerinin uyarılması sonucu metabolizmaları hızlanacak ve kilo vermeleri kolaylaşacaktır.

Kimyon: 
Gaz ve hazımsızlık şikayetlerini azaltır.

Karabiber: 
Ateş düşürücü, spazm giderici, antioksidan ve diüretik olma özelliklerini taşıyan karabiber aynı zamanda afrodizyak etkiye de sahiptir.

Kişniş: Antimikrobiyal etkiye sahip olan kişniş, cinsel isteği artıran baharatlardan birisi. Hatta afrodizyak etkisi nedeniyle orta çağda aşk iksirlerine konulmaktaymış.

Zerdeçal: Karaciğere detoksifikasyon (toksinlerden arınma) konusunda yardımcı olan zerdeçal, beyin sağlığı içinde olumlu etkilere sahiptir.

Zencefil:  Vücutta adrenalin salgısını artırarak enerjinin yükselmesini sağlar. Çinko içeriğiyle de cinsel sağlığı destekler.






Biberiye: Kalp sağlığımızı korumaya yardımcı ve antimikrobiyal etkiye sahiptir.

Kekik: Antiseptik ve tonik özellikleri sayesinde bağışıklık sistemimizi destekler. Özellikle bronşit ve akciğer zarı iltihabı gibi hastalıklara karşı etkilidir.

Nane: Nane bitkisinin uçucu yağı çok değerli olup, spazm ve gaz giderici, serinletici, uyarıcı ve antioksidan etkilere sahiptir.

Karanfil: Özellikle yemek sonrası ağız kokusunu gidermek için kullanılan karanfil, seks hormonları üzerinde de etkilidir. Aynı zamanda içerisindeki eugenol maddesinin etkisiyle hafif şiddetteki diş ve diş eti ağrılarına da lokal uyuşturucu etki yapar ve antibakteriyel özelliğe sahiptir.

Vanilya:  Mide ve sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi bulunan bu baharat, sinir bozukluğunu giderir ve ruh dinlendirici özelliğe sahiptir. Aynı zamanda tahmin edeceğin üzere vanilya, kokusu ve cazibesiyle afrodizyak özelliğe sahip baharatlardan bir tanesidir.

Tarçın: Özellikle insülin hormonu üzerine olan etkisi ile kan şekerinin düzenlenmesini sağlar.
Aynı zamanda tarçın kokusu afrodizyak etkisiyle seks hormonlarının düzenlenmesine yardımcı olur.

Dietos Öneriyor: Eğer şeker hastası iseniz (aynı zamanda tansiyon probleminiz yoksa) ve kan şekeriniz yüksek seyrediyorsa 1 adet kabuk tarçın ile hazırlayabileceğiniz çayı günde 1-2 fincan tüketebilirsiniz.



Bütün bunların yanı sıra yemeklere baharat eklemek tuz alımını azaltmanın yollarından bir tanesidir.
Amerikan Baharat Tüccarları Birliği (ASTA) ne göre karabiber, sarımsak tozu, köri, kimyon, zencefil, kişniş gibi baharatlar ve fesleğen, dereotu gibi kurutulmuş otlar yemeklerde tuz yerine kullanılarak, tuzun getirdiği lezzeti sağlamak için birebir.

Şimdi, vücudunda yarattığı etkileri öğrendiğine göre baharatların hakkında daha bilinçlisin.
Sana bol çeşnili günler dilerim.
Sevgiyle...